Siyaset ve Toplum

Prof. Bülent Daver’in tanımıyla ülke, devlet ve insan yönetimi olan siyaset bilimi; pratik alanda konumundan, yönteminden ve içeriğinden bazı şeyleri kayıp etmiştir. Siyaset Bilimi: siyasetin psikolojik, sosyolojik ve ekonomik temelleri konusunda ülkemizde dezenformasyona uğradığı gibi, seçmenin siyasal davranışı, bilinçli hareket etme, bilim ve sanat olarak siyasetin niteliği, din-siyaset, ahlak-siyaset ve din-ahlak ilişkileri de oya endeksli olarak minvalinden saptırılmış, siyaset; lider, söylem, oy ve sandık daralanına sıkıştırılmıştır. Bilimsel, ahlaki ve hukuk ağırlıklı siyaset, uzun soluklu, plan ve projeye dayalı, huzur ve güveni temin etme, birlik ve beraberliği sağlama, demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde, insan hak ve özgürlüklerine dayanan yapıcı, uzlaştırıcı, bütünleştirici anlayış, oy devşirme uğruna adeta terk edilmiş, cepheleştirici ve gerginlik üzerine bir siyaset anlayışı tesis edilmiştir.

Siyasetin arkaik bileşenleri, basın ve medya taraflı hale getirilmiş, siyaset özneli tüm cümlelerde, cümlenin diğer ögeleri edilgen ve etkisiz bir hale sokulmuştur. Siyaset dili ve bu dilin beslediği ekonomik, toplumsal, kültürel, psikolojik, tarihi ve politik jargon bozulmaya yüz tutmuştur. Muhalefetin, muhalefete muhalefet yaptığı ve iktidarın muhalefete sınır koyduğu, belli başlı argümanlarla eleştirdiği kaygan bir platforma dönüşmüştür siyaset.

Siyaset; uzlaştırıcı, birleştirici, bütünleştirici ve kucaklayıcı kimliğini yitirmiştir. İktidara gelme ve iktidarını koruma bağlamında, bazı temel argümanlar siyasetin ana ögesi olmaya başlamıştır. Son günlerde siyaset arenasında, milli ve yerli kavramları sıkça dillendirilmeye başlanmış, milli ve yerli siyaset dizaynı, geçmişle-bugün, bugün ile yarın arasındaki ilişkileri, siyasi bellek ve bilinç altına süpürülmüş gerçekler açısından, yeni bir değerlendirme ihtiyacı doğurmuştur. Aslında sözlük anlamıyla bu her iki kavram; sınırları belli bir ülke üzerinde, aynı bayrak ve benzer değerler altında yaşayan ulusun, kendi öz değerleri dışında ithal edilmiş, tüm siyaset bileşenlerine karşı durmak, fikri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak gerçek anlamda milli ve yerli olmanın, siyaseti oy uğruna iğdiş edip, bu her iki ortak kavramı kendilerininmiş gibi göstermesi yanlışlığı, siyaset bilimi ve uzmanlarınca kabul görmeyecektir. İlk kez rahmetli Türkeş’in 9 ışığıyla siyasetimize giren, yerli ve milli kavramları, emperyalizme karşı bir duvar niteliğindeyken, değişen siyaset koşulları, milli argümanı; Milli Selamet Partisine taşımış, rahmetli Erbakan’ın özellikle ekonomik yatırım ve üretiminin, dışa bağımlı olmasını engellemeye yönelik hamlesi, ağır sanayi söylemi, bu kavramı pekiştirmeye yönelik değerlendirme olarak kabul edilmiştir. Aslında bu kavramlara nereden bakarsanız bakın, temel ekonomik yapı olarak, günümüzü değerlendirdiğimizde, tarım ve hayvancılığın can çekiştiği ülkemizde, dünyanın farklı ülkelerinden gümrük vergileri düşürülerek ithal edilen et, pirinç, nohut, mercimek, saman ve benzeri ürünlerle, cep telefonu üreticilerinin açık pazarı haline gelen ülkemizde, tüketilen teknoloji, kullanılan otomobil veya nasıl değerlendirme yaparsanız yapın, ekonomik tüketim bakımından bizler acaba ne kadar yerli veya milliyiz?

Milli veya yerli olmak aidiyet duygusunu geliştiren, bir kimlik oluşumunu sağlayan, bizlerin kendimiz olduğunu öne çıkaran temel felsefedir. Mili veya yerli olmak, ne bir cemaatin, elit bir topluluğun, bir siyasi partinin ne de mezhep, ırk, din, kan ve ideolojik aidiyeti asla değildir. Milli ve yerli olmak; başta ekonomik üretim tarzınız ve kalkınma modelinizden tutup, toplumsal, kültürel ve politik kulvarlarda, her şeyi yeni baştan doğru bir şekilde değerlendirmek ve öze dönmektir. Ticaret sermayeli ve dıştan para girişli bir ekonomik alt yapınız yerli ve milli olmadığı sürece, onun şekillendirdiği siyaset arenasının da bu bağlamda yerli ve milli olması hep tartışılacaktır. Yerli ve milli olmak; din, dil, ırk, etnik köken, mezhep farkı gözetmeksizin, bu farklılıkları zenginlik olarak kabul edip, tarihine, geçmişine, insanına sahip çıkmak, çoğulcu demokratik değerleri yaygınlaştırmak, hukuk, adalet ve ahlakı tam anlamıyla tesis etmektir. Mili ve yerli olmak böyle bir şeydir zaten…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın