Adamın hırsına bak!

Aslında o da biliyor sonunun ‘boş’ olduğunu ama hep yenik düştüğünü bir türlü anlayamıyor!

* * *

Neyi kazanıyor?
Ne kadar kazanıyor?

Ve…
Kim kazanıyor?

Bunun en iyi cevabı mı?
Çok kazandığını sansa da; sonuçta güzellikleri kaybeden kendisi oluyor!

Sürekli hırsına kaybediyor!

* * *

Köşe yazımın konusunu düşünüyordum.
Sevdiğim bir dostum bana bir yazı attı.

Antik dönemlerin bilgece yazısı bu:

“Dünya kötü bir yerdir; çünkü her şeyi elde etsen bile aslında hiçbir şey kazanmış olmazsın! Ama… Dünyanın güzelliği de buradadır; her şeyini kaybetsen bile aslında hiçbir şey kaybetmiş olmazsın!”

Doğru!
Çok çok doğru!

da…
Bunu samimi olarak özümsemek gerek!

Bildiğim şu…
Maddiyatın büyüsü işte bu güzellikleri kaybettiriyor!

* * *

Kazansan, kazanç değil!
Kaybetsen, kayıp değil!

O kadar ince bir çizgi ki; ne mutlu bu güzellikleri fark ederek yaşayabilenlere.

Diyor ki bu söz:
“Gereksiz hırslarından arın!”

Maddi ve dünyevi kazanımlar kalıcı değil!

* * *

Yazımın başlığına dönelim.
Adamın hırsına bak!

Peki kim bu adam?

Hepimiz; çevremizdeki o adamların kim olduklarını çok iyi biliyoruz!

O, bu, şu değil…
Dünyaya kazık çakacaklarını sananların hepsi!

Sevgi bırakalım.
Temiz bir dünya bırakalım.
Dostluk bırakalım.

Ne bu hırs ya?
Bu dünya bizim değil; çocuklarımızın bize emanetidir!

Sözün Özü…
100 yıl sonra biz de; bizi tanıyanlar da yok!