Telefonu acı acı çalıyordu!
Neden acaba?
Koştu telefonu aldı eline.
Çok sevdiği dostu arıyor.
Sesi titrek.
Zor anlayabildi!
Telefonu açar açmaz, “Çabuk gel, sahilde hep oturduğumuz yerdeyim” sesini duyunca bir telaş başladı kendisinde.
Hızlıca hazırlandı!
* * *
‘Ne olabilir?’ diye düşünüyor!
Dostluğuna güvenip aramıştır.
Arabayı çalıştırmasıyla birlikte hareket etmesi de bir oldu.
Zaman geçmiyor!
Neler neler düşündü.
Yoksaaaa!
İlk kez böyle hızlı geldi oturdukları o bankın yanına!
* * *
Gerçek dostluğun fotoğrafı bu.
Sessizce sarıldılar.
Sanki bir daha hiç görüşmeyecekler!
Gülümsemeleri bile yarım!
Hiç konuşmadılar bir süre.
Bankta çıt bile çıkmıyordu.
Dalgaların sesi ortamı biraz sakinleştirdi ve dostunun ağzından çıkacakları sabırsızlıkla bekliyordu.
Duyduğu cümle gök gürültüsü gibiydi:
“Sanki yolun sonuna geldim!”
* * *
Ne cevap vereceğini bilemedi!
Şok geçirdi o an!
Sustular.
İkisinin gözlerinden yaşlar akıyor.
Diyecek bir kelime yok ki!
Çocukluk arkadaşı.
Hep omuz omuza olmuşlar.
Her şeyi paylaşırlardı.
Zor da olsa söyleyebildi:
“Çok rahatsızım ve tedavilere cevap veremiyorum!”
Yutkundu:
“Çocuklarımın haberi olmayacak çünkü onların benimle birlikte böyle acı bir yükü taşımalarına yüreğim dayanmaz!”
Anladı ne demek istediğini!
Tek bir kelime bile konuşmadılar.
Arkasından bakarken, gözyaşları sel olmuştu.
O ayrılık anı var ya!!!
* * *
İyi Pazarlar!
Sağlıkla ve huzurla kalın.
Dostça yaşayın.
Sözün Özü…
Ne mevki, ne makam, ne para, ne mal-mülk; küçücük hesap yapanlara da kalmayacak, işte bu kadar kısa hayat!

