Bırakın çocuklarınız biraz sıkılsın!

Okul çıkışı, AVM’de bir kafenin yemyeşil bahçesinde arkadaşımı beklerken yan masadan gelen çocuk sesleri dikkatimi çekti.

Masada 30’lu yaşlarda iki anne ve 5-6 yaşlarında iki çocuk oturuyordu. Hep birlikte keyifle bir şeyler yediler, içtiler.

Bir süre sonra anneler hararetli bir sohbete daldı. Çok geçmeden beklediğim an geldi; çocuklar kıpırdanmaya başladı ve sesler yükseldi.

-Sıkıldııık!
-Telefonu ver!
-Hadi anne gidelim!

İçimden, ‘Hah, şimdi anneler telefonları verecek, çocuklar da susacak’ diye geçirdim ama düşündüğüm gibi olmadı.

Anneler sohbetin derinliğinden çocukların ilk sızlanmalarını duymadı bile.

Çocuklardan biri pes etmeyip tekrar bağırdı:
“Anne, telefon diyorum, telefonu ver!”

Annesi nihayet döndü, çocuğuyla doğrudan göz teması kurarak, gayet kararlı ve net bir ses tonuyla şöyle dedi:
“Kesinlikle hayır, bugünkü telefon süren bitti!”

Ayy!
Şaşkınlıkla mutluluk bir aradaydı!
Beni o an görmeliydiniz!

Genç annenin o muhteşem sınır koyma becerisine ve kararlılığına ba-yıl-dım!

Hatta o kadar hoşuma gitti ki; telefonu vermediği için neredeyse gidip o anneyi öpeceğim ve tebrik edeceğim.

Peki, telefondan ümidini kesen çocuklar ne yaptı dersiniz?

Masadaki birkaç boş pet su şişesini yere dizdiler. Şişelerin plastik kapaklarını da birer ‘top’ yapıp başladılar sırayla bowling oynamaya!

Yani resmen bir oyun icat ettiler!

Biz kalkarken anneler hâlâ sohbet ediyor, çocuklar ise ‘kendi ürettikleri’ o harika oyunla oynuyordu.

Son Söz…
Bırakın çocuklarınız biraz sıkılsın. Sıkılsınlar ki; problem çözme becerileri ve hayal güçleri gelişebilsin. Can sıkıntısından zarar gelmez!