Dün yayımladığım köşe yazımda ‘İskenderun’da bu simaları tanımıyorum!’ başlıklı yazımla ilgili yorum yapan Yeminli Mali Müşavir, dostum Nevzat Barak’ın değerlendirmeleri tam da yerinde.
Birbirinden değerli tespitler.
Birbirinden değerli mesajlar.
Birbirinden değerli sözler.
İşte o anlamlı yazı:
“Ekonomik sıkıntı ve çalkantılar nedeniyle ailede ebeveynler artık dışarı çıkamaz oldu. Tüm güç ve performansını, üzerinde hakimiyeti kaybetmekte olduğu çocuklarına vererek ailesel bütünlüğü sağlamaya çalışmaktadır.
Çocuklar ise, kazanma ve üretme duygusuna bilmemekten hareketle, tüketim toplumunun bir ferdi olarak, kıt kaynaklarını kafe ve restoranlarda tüketiyorlar. Bu nedenle orta yaş grup içeride, tanımakta zorlandığımız gençler ise dışarıdadır.
Bir diğer etki de; elinde nakit bulunduran çok az bir kitle, kur korumalı ve normal mevduat faizinden beklenmedik bir gelir elde etmiştir. Ve elde ettiği kazancı harcamaya başlamıştır. Bu kesim de bildik ticaret dünyasında -ki bu dünyada birikmiş nakdi sermaye yoktur- daha önce hiç görünmeyen kitledir. Bu grup da kendisini göstermeye başlamıştır.
Ayrıca, milli gelirimiz şu veya bu yöntemle küçük bir grubun içinde haksız kazanca dönüşerek adaletsiz dağıtıma tabi tutulmaktadır. Siyasal zemini ranta oturtan bir topluluğun elde ettiği imkânlarla dengesiz gelir dağılımı ve de servetin el değişiminden ötürü tanımadık simaların ortaya çıkması, her iktidar kendi zenginini oluşturur anlayışının tabii bir sonucudur. Bu kesim de harcama ekonomisinde temayüz etmiştir. Bunlar da üretim ekonomisinde daha önce görmediğimiz kesimdir.
Son tahlil de; İskenderun sosyal, kültürel ve coğrafik olarak müstesna bir şehirdir. Ülke ekonomisi de krizdedir. Yabancı ülke parası, Türk parasına göre oldukça değerli hale gelmiş ve ülke coğrafi sınırları yalnızca çizgilerde kalmıştır. Küçük miktarlardaki dövizlerle İskenderun’da önemli mülkler elde etmek ve sınırsız para harcamak da kolay bir hale dönüşmüştür. Yabancı tercihleri (özellikle Ortadoğu bölgesi) buraya evrelenmiştir.
Bununla birlikte son yıllarda Güney ve Güneydoğu bölgemizdeki vatandaşlarımız milli gelirden, kamu kaynaklarından, siyasal değişimlerden ve sınır ticaretinden oluşan önemli kazanımlar elde etmektedirler. Bu sermaye yapılanması, İskenderun’un taşıdığı sosyal cazibe niteliği ile birleştiğinde demografik yapıda da değişimler oluşmuştur. Bu kesim de henüz tanıdık gelmemektedir.
Bu olgulara bir de deprem nedeniyle oluşan yer değişimlerini de eklediğinizde sosyal değişim kendisini fazlaca hissettirmektedir. Tüm bu ve benzeri etkilerle kaleme alınan sosyolojik değişimlerle karşılaşılmaktadır. Önemli olan kültürel çarpışma olmadan, etnik ayrım yaşanmadan ve en önemlisi de uyuşturucuya mahkûm bir nesil oluşturmadan birleşme, kaynaşma ve de entegrasyonun sağlanmasıdır.
Kaldı ki bu yaşananlar, gelişmekte olan ülkelerde uygulanan yanlış ekonomik politikaların ve farklı nedenlerden doğan uygulamaların tabii sonucudur. Ülkemizdeki etkisi ise emsallerine göre bir hayli fazladır.
Sürpriz olmasın!”

