Hangi İskenderun?

Tarih: 1976, 50 yıl öncesi…

14 yaşındayım.
İnönü İlkokulu’nu bitirmiş, 5 Temmuz Ortaokulu 2’inci sınıftayım.

Her yer yemyeşil.
Spor alanları her yerde var.
Apartman sayısı çok az.
Evlerimiz sıra sıra ve müstakil.

Boydan boya sahili düşünüyorum.
Altın gibi parıldayan kumsallarımız.
Nerdeeee?

Dağlar cıvıl cıvıl.
Yarıkkaya’nın etrafı ağaçlarla kaplı.
Daha böyle kelleşmemişti!

Daha doğrusu; taş ocakları belasıyla tanışmamış ve dinamitlenmemişti!

* * *

Geçen hafta yemekteyiz.
Bir sohbet ortamındaydık.
Konumuz; İskenderun!

Arkadaşım dedi ki:
“50 yıl öncenin İskenderun’u daha güzel ve yaşanabilir bir kentti!”

Yani…
Çağdaş kentleşmeye uzak kalmışız!

Mersin’i, Gaziantep’i örnek gösterdi.
Konya’yı, Kayseri’yi.
Diyarbakır’ı Van’ı da anlattı.

İskenderun’un kent kimliğinin çok gerisindeydiler o yıllarda…

Bir de şimdi bakalım.
Çok gerilerde kaldık, çoookkk!

Gel de hak verme!

* * *

Sanayi sitesi İskenderun’un göbeğinde.
Okullar da sanayinin ortasında.
Kaldırım diye bir yer görünmüyor.
Vatandaş yollardan yürüyor!

Otogarın hali perişan!
Dolmuş durakları bile burdan iyi!

Mahallelerimizde yeşil alan kalmamış.
Her yer beton yığını!
Çarpık kentleşme de cabası!

Sahilimiz taş yığını!
Kumsallarımızdan eser kalmamış!

Sırala sırala bitmiyor!

* * *

Bugün mü?
50 yıl öncesi mi?

Arkadaşımın sorusu net:
“Hangi İskenderun?”

Sözün Özü…
Hey gidi İskenderun heyyyy!