Afrin’deki çatışma ‘ABD’yle ‘Savaş’la karıştırılmamalı!

Afrin’deki Zeytin Dalı Harekâtı’yla muzafferane coşkular içerisinde yüzerken, aynı zamanda evlatlarımızın şehadetiyle de yüreğimiz dağlanıyor. Her ne kadar bu harekâta katılan evlatlarımız arasında ayırım yapmasak da, kısa bir süre önce Kırıkhan, Antakya ve Erzin’in şehitlerine ağıtlarını hatırladığımızda ‘Ateş düştüğü yeri yakar!’ sözünün doğruluğunu bir kez daha anlıyoruz. Şehitlerin mekânı Cennet, milletimizin başı sağ olsun. Harekât devam ettikçe şehit ve gazi sayısı artıyor. Harekât varsa bunlar ne yazık ki kaçınılmazdır. Ama bir de savaşı bilgisayar oyunu sanan şaşkınlar var ki, onlar da Türkiye-ABD savaşından söz ediyorlar!

Tv kanallarında bile boy gösteren bu çılgınlar, Türkiye’nin Afrin’den sonra hemen Menbiç’e girip, karşı koyarsa buradaki Amerikan askerlerini de ‘temizleyecek’ bir operasyon yapmasını savunuyorlar. Hatta Afrin’de bazı tepeler ve köyler ele geçirildikçe, PYD-PKK teröristleri etkisiz hale getirildikçe, dünyanın en mükemmel ve önünde durulmaz silahlı ve ekonomik gücüne sahip olduğumuz yanlışlığına kapılıyorlar. ABD’yle zaten çatışıyoruz. Savaş ise farklı.

Emekli bir asker olarak Türk Ordusu’nun ve Mehmetçik’in cesaret ve kahramanlıkta ne kadar feraset sahibi olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Üstelik ‘Harp Tarihi’ alanındaki bilgilerimle de bu durumu perçinliyorum. Ama gerçek şu ki; ne Fırat Kalkanı Harekâtı, ne de Zeytin Dalı Harekâtı gerçek anlamda savaş değildir! Çatışma veya müdahaledir ve savaşla kıyaslanamaz!

Okurlarım Türk Ordusu ile müttefikimiz Özgür Suriye Ordusu(ÖSO)’nu küçümsediğimi düşünmesinler. Kahramanlıkların altın sayfaları yerli yerindedir. Ama bu iki harekâttaki gelişmeleri gördükten sonra savaşın çok daha farklı yüzü olduğunu unutmasınlar!

Savaş; karada, denizde, havada, çağımızda uzayda bile devam edecek kadar derinliği olan silahlı-silahsız saldırılar ve savunmaları kapsar. Birçok cephesi olabilir. Her cephenin de daha küçük çatışma alanları vardır. Örnek vermek gerekirse: I. Dünya Harbi sırasında Osmanlı’nın Filistin Cephesi Süveyş Kanalı’ndan başlıyor, şimdiki Ürdün, Filistin, İsrail ve Suriye’yi kapsıyordu. Bu cephenin yanında Afrin’in esamesi okunabilir mi?

Afrin’de çoğu 2017 yazında yapılmış olduğu anlaşılan korugan ve korunaklarla kendisini gizleyen terör örgütüne karşı bir mücadele verilmektedir. Dörtgen bir yamuğa benzetilebilecek Afrin’in en azından 3 tarafı Türk kuvvetleri tarafından sarılıdır. Top, obüs, roket atışları ve gerektiğinde hava taarruzları mümkündür. Zırhlı birlikler de sevk edilebilmektedir. Havadan İHA’lar ve SİHA’lar da kullanılmaktadır.

Ağır sıklet boksöre benzeyen Türk kuvvetleri karşısında tüy sıklet gibi kalan teröristler sadece vur-kaç yapacak durumdadır. Derinlikte lojistik desteği yoktur. Hava vasıtaları, kullanabileceği zırhlı birlikleri, İHA ve SİHA’ları yoktur. Hatta sıkıştığı zaman doğru dürüst geri çekileceği yer, dengeyi değiştirebilecek takviye kuvveti de yoktur. Ezcümle, bölgedeki güçlerden doğrudan destek gelmezse Afrin’deki teröristlerin eceli belli gibidir.

Yukarıda özetlenen PYD-PKK teröristleriyle küresel güç ABD’nin gücünü aynı kefeye koyarken düşünülmelidir. ABD’nin trilyon dolara yaklaşan savunma harcaması bile Türkiye’nin GSMH’dan fazladır. ABD’nin aynı anda dünyanın birkaç yerinde savaşacak (çatışma değil) uçak gemisi destekli filoları vardır. 2.500 km menzile ulaşan cruise füzeleri vardır. Radara yakalanmayan bombardıman uçakları, uzayda bir yöne yönlendirebileceği erken ihbar sistemleri, hatta lazer silahları da cabası… Nükleer başlıklı balistik füze taşıyan nükleer takatli denizaltıları var. Daha pek çok imkâna rağmen ABD’nin, NATO müttefiki Türkiye’ye doğrudan silah kullanması da fantazidir. Bunun yerine Türkiye’ye tek başına veya müttefikleriyle ekonomik yaptırımlar uygulayabilir. Vize sorununu azıcık hatırlayalım.

Kontrollü gerilime evet, ama dünyada savaşacak başka ülke mi kalmadı da ABD’yle savaşalım? Üstelik Suriye’de Rusya-İran ve Esad rejimi dâhil destek veren de yokken.

Son Söz: Savaş, hele de küresel bir güçle savaş asla bir oyun değildir. Savaş, ancak mecbur kalınırsa yapılır; aksi halde milletin maddi, manevi ve insan kaynaklarının mahvı demektir!

 

 

Bir cevap yazın