Her gün akşam saatlerinde; bazen gece, bazen de sabah saatlerinde bu köşeyi yazıyorum.
* * *
Düşünüyordum konuyu.
Şiddet, cinayet ve öfke patlamasını yazmayı kafamdan geçirdim.
O ara kim ne yazmış bakıyordum.
Yılmaz Akpınar’ın yazısı dikkatimi çekti.
Kafamdan geçenleri yazmış.
‘Vuruyorlar!’ başlığı da tam oturmuş!
Yılmaz kardeşimin o etkili kaleminden dökülen satırları aynen paylaşıyorum.
Yazsam, aynısını yazardım.
Yüreğine sağlık Yılmaz kardeşim.
* * *
Noktası, virgülüne işte o anlamlı yazı:
“Vuruyorlar!
-Erzin’de husumetlisini yolun ortasında gören şahıs, silahı ateşleyerek adamı bacağından vurdu.
-Osmaniye’de lisenin bahçesinde öğretmen dayısıyla tartışan husumetli olan yeğen silaha sarıldı, dayısını öldürdü!
Nasıl bir öfke, nasıl bir canilik bu!
Kaldırımda değil de; yolun yanından yürüyen 75 yaşındaki adamı, servis şoförü inip darp ediyor.
Bu kadar basit, bu kadar kolay!
-Yan bakınca, vuruyorlar
-Park yüzünden, vuruyorlar
-Kız meselesi, vuruyorlar
-Trafikte, vuruyorlar
-‘Niye buradan geçtin’ diye vuruyorlar
-Dikleniyorsun, vuruyorlar
-Para meselesi, vuruyorlar
-Kadını, eski eşler ‘kıskançlık’ yüzünden vuruyorlar
-Miras meselesi, vuruyorlar
-Namus meselesi, vuruyorlar
-Aile meselesi, kardeşi vuruyorlar
-Anneye, babaya kıyıp vuruyorlar
-Hak, hukuk, adalete sığınanları vuruyorlar
Baksanıza; dizi filmlerinde her sahnede adam vuruyorlar!
Sabah vuruyorlar, gündüz vuruyorlar, akşam vuruyorlar!
Televizyonu açar açmaz, vurdulu-kırdılı ne varsa, gözümüze sokuyorlar!
Oysa; o mermi vicdanımızı öldürüyor, merhametimizi tuz-buz ediyor.
Çaresizce izliyoruz!”

